
İçinde bulunulan zamanın yaşanamamasının yarattığı boşluk sonucu insan, sürekli geleceği ısmarlamaya çalışarak yaşamını tüketir.
Engin Geçtan
Bir dakika veya saat içinde öğrendiğiniz bir bilgiyle hayatımızın akışını kökten değiştirmemiz, elde etmek istediklerimizi kestirmeden kazanmamız mümkün müdür? Hayatınızın dönüm noktası olan böyle bir sihirli bilgiyle, bir mucize videoyla, bir benzersiz kitapla, bir bilge insanla hiç karşılaştınız mı?
Piyasada insanlara bunu vaad eden çalışmalar hızla artıyor. "Bunu okursan, izlersen, yaparsan" ile başlayıp "hayatın değişir, bütün sıkıntıların biter, istediğini elde edersin" gibi ifadelerle biten cümleler başlığı altında pazarlanıyor. Ne kadar kolay, basit ve bir o kadar da ucuz! Gerçekten hayatınızı değiştirmenin bedeli bu kadar basit ve ucuz olabilir mi? Buna inanlar çok olmasaydı herhalde böyle bir pazar ortaya çıkmaz ve varlığını devam ettiremezdi. Apaçık bir para tuzağı, clickbait denilen tık kandırmacası, bir pazar ürünü olduğu ortada olan bu çalışmalar neden rağbet görüyor?
İnsanın madde ile ilişkisi gariptir. Kendini kaybettiği oranda maddeyi yücelten insan, anlatacak bir anlamlı hikayesi olmadığı nispette madde ile o boşluğu doldurmaya çalışıyor. Maddeten yükseldiğinde insaniyeten de yükseldiği hezeyanına kapılıp gidiyor. Aklını, kalbini dolduramadığında cebini, çantasını, evini doldurma telaşına düşüyor ki içine düştüğü tatminsizliğin kuyusunda nefes alabilsin.
Madde ile insanın kendini oyalamasını anlayabiliyoruz ancak bitmedi. Bu oyalamaca tatmin etmemiş olacak ki bir boyut ötesine geçip artık maneviyattan sayılabilecek "bilgi"de maddeleştirilip yeni oyuncaklarımız arasında uzun zamandır yerini almış durumda. Çoğu görüntüden ibaret aslında lüzumu da olmayan biriktirdiğimiz veya tükettiğimiz maddeler gibi bilgi dahi hayatımızda hiçbir değişiklik yapmayan, hafızamızda boş yere yer kaplayan, yeri geldiğinde ağzımızdan bilgece döküverdiğimiz malumatlar çöplüğüne dönüşmüş değil midir? Hayatımıza farklı bir vizyon kazandırmayan "bilmek"in bir kıymeti var mıdır? Öyleyse bu "bilmek" nasıl bir bilmektir? Her bilen bilge midir?
Öyle görünüyor ki insan maddeyi bir oyalanmaca aracı olarak kullandığı ve tükettiği gibi benzer şekilde bilgiyi de ihtiyacı olan bir sarhoşluk malzemesi olarak tüketmektedir. Eğer öyle olmasaydı şu anda ortalama bir insanın bildikleri dünyamızın daha insani ve yaşanabilir dünya olmasına yetmez miydi?
Evet, insan hakikatten ve kendinden kaçmaya görsün hayatındaki iyisinden kötüsüne, müspetinden menfisine her şeyi bir uyuşturucu ürün niteliğine dönüştürmeye başlıyor. Gerçeğe yüz çevirme başladı mıydı artık en kıymetli ve ulvi değerlerimiz bile kendimizi oyalamak, avutmak ve eğlendirmek için harcanacak bir tüketim malzemesi hâline geliyor.
Bu minvalde çoluk çocuk, yetişkin yaşlı, herkes için çoktandır oyunlar, oyuncaklar, oyalanmalar üretiyor ve tüketiyoruz. Teknoloji bunlardan en cazibelisi belki. Elimizin veya cebimizin ulaşabildiği icatları kapıp sarhoşluğunu sürüyoruz. Artık bu, kendimizi uyuttuğumuz gerçeğini yansıtan anlaşılması kolay bir hikaye. Fakat hikaye burada bitmiyor. Asıl hikaye tam burada başlıyor. Kendisini uyuttuğunun veya uyutulduğunun rüyasında farkına varan insan, uyanmak için yaptığı şeyle daha çok uykusunu derinleştirerek rüya içinde rüyaya giriyor ancak bu zavallı insan artık rüyadan çıktığını ve uyanık olduğunu zannetmektedir. İşte o rüya içindeki rüya şudur:
Bir şeyin bilgisine sahip olmak ile o şeyi hakikaten bilmek farklı şeylerdir. Hepimiz "toprak"ın ne olduğuna dair bilgi sahibiyizdir ancak bir çiftçi, madenci, jeolog, ekonomist, siyasetçi için o toprak herkesin bildiği toprak mıdır? Sözlükten bilgi sahibi olduğumuz herhangi bir şeyi gerçekten bilmiş oluyor muyuz? "Annelik"in ne olduğunu bir cümleyle veya bir kitapla öğrenebilir misiniz? Demek, yaşantı sürecine dahil olmamış ve ortaya yeni bir yaşantı, hikaye koymamış herhangi bir bilgiyi gerçek manada bilmiş olmaktan bahsedemeyiz. Olsa olsa kuru bir malumat olur. Aynen böyle de bazen rüyada olduğumuzu bilmek, bilinçdışı bir sürecin içinde olduğumuzu fark etmek dahi bizim bilincimizi yerine getirecek ve rüyadan uyandıracak yeterli sebep olamıyor. Ancak hakiki bir devinimi tetikleyecek, yaşantıya katılıp yeni bir neticeyle ortaya çıkıp "bilince çıkan bir bilmek" bizi rüyamızdan uyandıracaktır. Aksi takdirde rüya içindeki rüyalar yolculuğumuz derinleşerek devam edecektir.
Her ne kadar bu mevzu akademin literatüründe çokça incelenen, araştırılan ve kadim öğretilerde önemli bir yeri olup geniş ve derin bir konuma sahipse de benim ve herkesin ödevi kendi anlayabileceğimiz şekilde meseleyi anlama ve sonuca ulaştırmaktır. Nitekim her gün bilgi bombardımanıyla bir zihin işgali saldırılarına maruz kalıyoruz. Her gün birileri çıkıp ahada "mutluluğun bilgisi" işte "para kazanmanın sırrı" gibi hazır kalıp cümlelerle çıkıp karşımızda patlayıp patlayıp gidiyorlar. Yaşamımı bu saçma-sapan, gelişigüzel, beklenmedik şekilde insanlardan ekranlardan patlayan malumat ve enformasyon yığınlarıyla savaş alanına çevirmemek için hakiki "bilmek"in ne olduğunu bilmeliyim!
Birkaç basit soruyla devam ederek tamamlayalım. Hiç elma yememiş birine elmanın ne olduğunu tarif etmemiz, görüntüsünü göstermemiz, elmayı bilmesi için yeterli midir? Amerika'nın yerini haritadan biliyor olmamız Amerika'yı bilmemiz anlamına gelir mi? Ehliyeti olan herkes gerçek bir şoför müdür? Her mühendislik mezunu gerçekten mühendis midir? Hayır, değildir, olmaz, olamaz, mümkünatı yoktur! Öyleyse bize servis edilen "başarının sırları" "mutluluğun bilgisi"ni satın alıp okuyup, izleyip öğrenmemiz bizi başarılı ve mutlu yapacak mıdır?
Madem öyledir nedir bu kadar bilgi yığınlarının anlam ve karmaşası? Bu kadar okumak, dinlemek, gözlemek, izlemek nasıl olmalı? Elbette okumalı, araştırmalı, öğrenmeli, dinlemeliyiz fakat edindiğimiz bilgileri insanlığımıza ve hayatımıza mâl etmediğimiz sürece gerçek anlamda bilmiş olmayız. Olsa olsa "çok bilmiş" oluruz. İnsanlığımıza ve hayatımıza mâl etmek demek o bilgiyi aklımızla, kalbimizle, ruhumuzla hazmedip hayatımızda deneyimlememiz anlamına gelir. Bu şekilde anlaşılır "sır" ve bu şekilde kavranır "bilgi".
Bilgiyi gerçek anlamda elde etmenin bedeli onu deneyimlemektir. Bu bedel ise çoğu zaman hayatımızda çalışmakla, fedakarlıkla, acılarla, kayıplarla, zararlarla ödenmektedir. Bu bedel ödendiğinde karşına çıkmış, çıkan veya çıkacak bilgiyi bilmeye hazırızdır ve hakkımızdır. Mutluluk ve başarı ise öğrenilecek ve bilinecek bir şey değil; öğrendiklerimizin ve bildiklerimizin sonucudur. Mutluluğu ve başarıyı sipariş eder gibi satın almak fikri sonu gelmeyen bir kaçış yoludur. O satın aldığımız ise ancak cisimleşmiş bir yalan olabilir.
taş: garson bey bir porsiyon mutluluk lütfen!
makas: başarı alana mutluluk bedava olsun
kağıt: toptan alsam kaça gelir?
Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen bırak!


