Tedai Tesnim
AnasayfaBlogFotoğrafKitapProjelerHakkındaİletişim
Tedai Tesnim
AnasayfaBlogFotoğrafKitapProjelerHakkındaİletişim
Tedai TesnimWriter · Developer · Photographer

Teknoloji, felsefe ve yaratıcılığın kesişimlerini keşfediyorum. Kod, düşünce ve aradaki her şey hakkında yazıyorum.

Bültene abone ol

Keşfet

  • Blog
  • Fotoğraflar
  • Kitap
  • Projeler

Kategoriler

  • Yazılım
  • Felsefe
  • Din
  • Sosyoloji
  • Eğitim

Bilgi

  • Hakkımda
  • İletişim
  • RSS Kaynağı
  • Tasarım Sistemi

© 2026 Tedai Tesnim. All rights reserved.

Değişim Rüzgarları ve Savrulup Gidenlerimiz – 1
Bloga DönFelsefe

Değişim Rüzgarları ve Savrulup Gidenlerimiz – 1

Her an her şey değişiyor çevremizde ve kendimizde. Ama asıl değişim insanın kendisinde olan değişimdir; her şeyin anlamlandırıldığı gönül aynamızda olan değişimdir.

TedaiTesnim
21 Mart 20265 dk okuma
#Felsefe#Hayat#Maneviyat
Paylaş:

Ey kalpleri halden hale çeviren Rabbim, kalbimi dinin üzere sabit kıl.
Allah kimi dilerse onu doğrultur, kimi de dilerse onu kaydırır.
Hadis-i Şerif

Her an her şey değişiyor çevremizde ve kendimizde. Olumlu-olumsuz, iyi-kötü, doğru-yanlış herhangi bir yönde değişimler yol buluyor hayatımızda. Ne var ki biz çoğunlukla çevremizdeki değişimleri ve menfi yönelimleri gündem yaparız. Oysa asıl değişim insanın kendisinde olan değişimdir.

Birgün, uzun zamandır takip ettiğim bir yazarın yeni çıkan bir kitabını okuduğumda yazarın menfi bir değişim geçirmiş olduğuna dair içimde bir kanaat uyandı. Neden böyle hissettiğimi ve hislerimin doğru olup olmadığını sorguladım. Aynı yazarın yıllar önce okumuş ve etkilenmiş olduğum bir kitabını tekrar okuduğumda değişenin neler olduğunu anlamıştım. Kitap aynı kitaptı ama okuyan aynı ben değildi. İlk okuduğumdaki bende bıraktığı etkiyi beklemiştim belki de. Oysa böyle bir beklentinin bile yanlış olduğuna tahkikatım neticesi karar kıldım.

Evet, etrafımızdaki değişimleri derin bir tefekkürle ele alırsak çoğu zaman değişenin etraf olmadığını ancak o değişmeyen etrafın bizdeki yansımalarının değiştiğini farkedebiliriz. Yani aslında değişen bizim nazarımız, fikrimiz, duygularımız, deneyimlerimiz; kısacası gönlümüzdür ki akıl ve kalbimiz gönül aynamızı inşa eder. Nihayet her şey gönül aynamızda anlamlandırılır. Aynamızın niteliği değiştiğinde artık aynada görünen de değişmiş olur.

Şu halde bir kişinin, bir olgunun, bir eserin, herhangi bir şeyin değişmiş olduğunu iddia etmeden önce bir kez daha düşünmeli. Acaba gerçekten değişen o mudur yoksa kendim miyim? Dün "a" diye hitap ettiklerimize bugün "x" diye seslenmemizin, dün yüzüne güldüklerimizin bugün yüzüne bakamayışımızın, dün anlamlı gelenin bugün saçma gelmesi, dün 100 saydıklarımızı bugün 1 saymamızın, dün paha biçemediklerimizin bugün adını bile anmayışımızın, dün uykularımızı kaçıran gelişmelerin bugün farkında bile olmayışımızın, dün şükür vesilesi olanların bugün küfür vasıtası olmasının sebeplerini tekrar gözden geçirmeliyiz! Değişen gerçekten muhatabımız mı, etraf mı, tarih mi, mekan mı sadece? Peki ya biz? Biz değişimin neresindeyiz?

Nasıl ki pek yüksek sanatların sergilendiği, muhtelif işlerin görüldüğü, idarecilerin ve vazifedarların koşuşturduğu, ziyafetlerin verildiği bir saraya yüz kişi misafir olsa her birinin bu saraydan istifadesi ve bu sarayda nelerin dönüp bittiği hakkındaki fikir ve kanaati kendine göre olacaktır. Yahut aynı eseri okuyan yüz farklı kişiden eser hakkında yüz farklı yorum işitebiliriz. Aynen öyle de yaşadığımız kainat sarayı da sınırsız sanat eserleriyle donatılmış, sayısız icraatlerin her an ifa edildiği, insanın misafir olup kendi gözüne gönlüne göre her şeyin olduğu bir saray. Aynı zamanda nihayetsiz hikmetlerle dolu okunacak bir kitap.

Buna karşılık insanın bu saraydan ve kitaptan nasibi ve istifadesi gönlünün el verdiği kadardır. Nitekim öyle gönüller var ki etrafında olup bitenler kendisinde hayret, hayranlık, muhabbet uyandırırken aynası karanlığa gömülmüş gönüller için her şey aynı olup karanlık bir noktadan ibarettir. Kimileri kalp gözüyle okur kitabı, her harfinde bir hikmet yakalar. Kimileri için bütün yazılmışlar anlamsız şekillerden ibarettir.

Gönül aynamız yaratılış gaye ve hikmetine vakıf olduğu oranda berraklaşmaya ve latif renkler almaya başlarken yaratılışın manasına kulak kapayıp dünyevi ve maddi olana rağbet ettiği oranda kesifleşip kararmaya başladığını kendi gönül dünyamıza dikkatle nazar edersek görebiliriz. Hayatımızın sıradanlaşması, şikayetlerimizin artması, ümitsizliğin baş göstermesi, gürültümüzün ve kavgamızın şiddetlenmesi gibi boğucu bir tablo gönül aynamızın karardığından haber vermektedir. Peki bu değişim nerede başladı nasıl bu hale geldi?

Bizler daha çok yüzeydeki değişimlerle ilgileniyoruz. Zira asıl değişimi tespit etmek emek ister ki tembelleşip uyuşarak gönlümüzdeki değişimin farkında olmadığımız veya kabul etmediğimiz için soruşturmaya, araştırmaya, derince bir tetkike hiç yeltenmeyip görüntüdeki değişimden dem vurmaktan öte mecalimiz kalmamıştır. Kolay, basit, alelade, görünür olanı, herkesin tıngırdadıklarını ortaya seriverip geçeriz. Daha kötüsü, burada yapılmak istenen, değişimde kendimizin bir sorumluluğu veya rolü olmadığı iddiasıdır. Değişimin sebebinin kendimiz dışında bir olgu olduğunu gösterdiğimizde bizimle bir alakası kalmamış oluyor güya. Ne kadar kolaydır bir şeyin veya bir kişinin değişmiş olduğunu söylemek. Kolay olmasaydı belki de o şeye veya o kişiye olan bakışımız da kolay değişmeyecekti.

Şüphesiz asrımızda her şey çok hızlı ve hatta köklü değişimler geçiriyor. Dünyamız her gün etraflıca değiştiği gibi bireysel yaşantımızda da bu değişimlerin yansımaları oluyor. Süratle ve kesretle gelişerek, başkalaşarak artan ve kuvvetlenen değişim rüzgarları; nice insanları birbirinden ayırıyor, nicelerini birleştiriyor, kimilerini yüceltiyor kimilerini aşağılıyor, kimisinin yükselme basamağı kimisinin düştüğü çukur oluyor. Öyle veya böyle hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor, kalamıyor. Şöyle bir bakalım bireysel ve toplumsal yaşantımızın yalnızca son on yılına. Değişim rüzgarlarının neler yıkıp götürdüğüne, neleri savurup harman ettiğine, neleri büyüttüğüne ve küçülttüğüne, neleri kıymetlendirip neleri heba ettiğine, neleri kazandırıp neleri kaybettirdiğine…

Peki bu tufan karşısında bizlerin, çağımız insanın durumu nedir? Kimisi mütehayyir, şaşkın. Kimisi tüm duvarlarıyla direniyor. Kimisi rüzgardan menfaat elde etme peşinde. Kimisi çoktan bırakmış kendini fırtınaya. Biz hangisiyiz, hangisi olmalıyız? Elbette önce rüzgarın niteliğini anlamalı. Bazısı faydalanılabilir niteliktedir, bazısı korunması gereken yıkıcılıkta, bazısı da var ki kaçış yoktur ve en az zararla kurtulmaya bakılır. Çağımız değişim rüzgarları bu söylediklerim ve fazlasıdır. Fakat her nereden eserse essin estiği yön insanın kendine ve etrafına yabancılaşmasına doğru gitmektedir. Şu halde bu tehlikenin farkında olarak bir dayanak ve tutunma noktasına ihtiyacımız kesindir.

Bu ihtiyaç kendini bir "dünya görüşürü" veya "inanç" olarak kendini gösteriyor çoğu zaman. Bu baş döndürücü ve çılgınca değişimlerin karmaşasında dağılmak istemeyen insan hem bu değişimleri bir pota içinde anlamlandırmak hem de bir sabite tutunarak savrulmamak endişesi taşıyor. Dayanak ve tutunma noktamız ne kadar sağlamsa savrulma tehlikemiz o kadar az olduğu gibi bu değişim rüzgarlarını anlamlandırma ve verim üretme şansımızda o kadar yüksek. Öyleyse bakalım neye dayanıyor ve tutunuyoruz? Kimler nelere dayanıyor ve tutunuyordu? Çürümeyen hangi dayanaklar ve kopmayan hangi tutunacaklar kaldı?

Demek, değişmez ve sarsılmaz kuvvette dayanak ve tutunma noktası olacak hakikatlere ihtiyacımız var. Var mıdır hayatımızda değişmeyen ve değişmeyecek bir hakikat? Her şey her an değişirken kendimi kaybetmeyeceğim bir hikmet?

taş: yel, kayadan ne koparır
makas: yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır
kağıt: rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu

Benzer Yazılar

Değişim Rüzgarları ve Savrulup Gidenlerimiz – 2
Felsefe

Değişim Rüzgarları ve Savrulup Gidenlerimiz – 2

21.03.2026·5 dk okuma
Hayatımızı Değiştirecek Bilginin Bedeli
Felsefe

Hayatımızı Değiştirecek Bilginin Bedeli

21.03.2026·5 dk okuma
Geçici Olanın Kıymeti Olur mu?
Felsefe

Geçici Olanın Kıymeti Olur mu?

21.03.2026·3 dk okuma

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen bırak!